İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği III - Müslüman Doğmak

Bir süredir de bu aklıma takılıyor. Müslüman doğmak. Türk doğmak gibi birşey, İstanbul'da doğmak gibi birşey. Nüfus cüzdanına müslüman yazılması.

Müslüman çocuk kavramı - bunu da Richard Dawkins'den kopya çekerek söylüyorum - Solcu çocuk demekle benzer bir şey. Bir çocuğun, bebek yaşta "Solcu" olması ne kadar imkansızsa, bir din mensubu olması da benzer imkansızlıkta değil midir?

Hak dini İslam ise, Amerika'da doğan garibanlara yazık değil midir? Onlarda, ister istemez Hristiyan doğuyorlar.

Anne ve babalarımızdan dolayı %99'umuzunun müslüman doğduğu durumunu kabul edelim. Başka bir gariplik gözüme çarpıyor bu sefer: Müslüman doğup, ister istemez ve belki de isteyerek müslüman genç haline gelmiş kişilerin, kutsal kitabı okuma yüzdesi.

Hayatlarımızda en önemli konulardan biri inancımızken, namazımızı kılarken, orucumuzu tutarken, hiç birini yapmasak bile en azından bir cenaze namazına katılmışken, bir çok anımızda dualar okurken, günün 5 vakti ezan sesini duyarken, namaz kılan ananelerimizin önünden geçmezken, türban takanları aşağılarken veya tam tersi türbanımızı takarken, okullarda dualar ezberlerken, mezarlıkta ölmüşlerin ruhuna ezberlediğimiz duaları tekrarlarken NEDEN NERDEYSE HİÇBİRİMİZ KUR'AN okumuyoruz?????

Okuduğumuzu varsayarsak, bir hamburgercide yemeğimizi bile seçerken kılı kırk yaran bizler diğer alternatif kitapları NEDEN okumuyoruz?????

Çoğunluğumuz nasıl olur da dini bilgimizin hangi kısmının direkt Kur'an-dan hangi kısmının hadislerden, hangi kısmının islam alimlerinden, hangi kısmının öğretmenlerimizden, hangi kısmının hocalardan, hangi kısmının kulaktan, hangi kısmının komşudan geldiğinin analizini yapabilecek kadar bilgi sahibi değiliz?

Ama %99'umuz, nüfus cüzdanımıza göre müslümanız.

Garip.

İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği II - Ölümden Sonra Yaşam

Ölüm, insanın belki de başedemeyeceği en büyük korku. Akıllı bir varlıksın, öleceğini biliyorsun ve bu bilgiyle yaşamaya mahkumsun. Dolayısıyla, ölüm, herhangi bir toplumun, herhangi bir düzenin, herhangi bir cezanın assolisti olmak durumunda. Bence, temel korku - ölüm. İlk insandan, son insana kadar.

Varlığının sona ereceği bilgisini kabul etmek, bununla yüzleşmek gerçekten zor.

Bu bağlamda, dinlerin daha doğrusu inanç sistemlerinin - en ilkelinden bahsediyorum - en insan yapımı olanı da olabilir, ölüme bir açıklama getirmesi otomatik olarak gereklidir. Bana sorarsanız, herşeyden önce sırf ölümün varlığı inanç sisteminin doğmasını gerektirir. Başarısızlığı bile kolay hazmedemeyen insan doğasının, ölümü kendi kendilerine hazmetmesi olağanüstü zordur - bir afyona ihtiyaç duyulması, bir umuda ihtiyaç duyulması olağandır.

İkinci seviyede, öleceğini bilen bir insanın genel olarak kurallara uygun davranmasını sağlamak - onu da geçelim, ilerlemesini sağlamak için de bazı gereklilikler olması gerektiğini düşünüyorum. Ahlak kavramının oluşması için, en başında, bazı ödül ve cezaların sunulması gerekli. Tabii, bu kavramı günümüz için düşünmüyorum - tarihin karanlık sayfaları sırasında gelişmemiş insan toplumları için geçerli.

Ölümden sonra yaşam vaadi olması iki problemi de kökünden hallediyor. Öncelikle umut. Daha sonra iyiliklerin ödüllendirilmesi. Kişinin sonsuza kadar varlığını sürdürebilmesi.

Bu öylesine gerekli ve öylesine rahatlatıcı bir düşünce ki; başımıza gelen tüm haksızlıkların kolay yoldan çözümü, ölümün korkusunu son derece azaltıcı, toplumun işleyişi için fazlasıyla yararlı ve bir inanç sistemi için çok önemli bir yapı taşı.

İster bizi bekleyen hurilere ağırlık veren bir söylem olsun, ister kafirliğin en büyük cezası yanıp yanıp iyileşip tekrar yanmak yanmak olsun, ister herkesin aynı yaşta olması olsun, ister kat be kat cehennemler olsun, ister reenkarnasyon olsun, ister yüce ruha dönüşüp ışık kümeleri şeklinde uzayda dolaşmak olsun, ister mumyalanıp korunmak olsun, ister dondurulup gelecekte çarelerimize derman bulmak olsun, ister eserlerimizle kuşaklar boyu anılmak olsun, ister beynimizi direkt internete yüklemek olsun, ister vampirler zombiler olsun bütün bu farklı görüş ve ihtiyaçların hepsi tek bir noktada birleşiyor - ölümü hafifletmek ve alt etmek.

Ben ise ne yazık ki şöyle düşünüyorum: Kahretsin ki, nasıl bir televizyonun fişini çekince onun için sonrası yok - bizim için de yok.

Tarih boyunca yaşamış HER BİR İNSAN için sonsuza kadar varolmayı gerektirecek ölümden sonra yaşam fikrinin avunma dışında bir mantığı yok.

İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Bölüm I - Reenkarnasyon

Yeni yazı dizimizde, 100% inançsız MoD, durumunun verdiği özgürlükle bazı tabular hakkında ahkam kesecek. Bu vesileyle bir sürü nefret, kınama ve tehdit almayı hedefliyorum.

Öncelikle "inançsızlık" kastım, sadece din vesaire olarak algılanmamalı: Yazı dizisi ilerledikçe görülecek olduğu gibi HER TÜR sorgulamadan kabul edilen konu inançsızlık kapsamına girecek. Ağırlıklı olarak tüm fantastik, doğa üstü, psişik, parapsikolojik, batıl düşünceler teker teker ele alınacak.

Tabii ki, bütün bu düşünceler tamamen MoD'a ait olup, kesinlikle çürütülebilir, yalanlanabilir ve yanlış bulunabilir. Ancak, değerli okuyucu, düşüncelerimi en azından aklınızda tartmanızı rica ediyor olacağım. Hedefim, sizi düşündüklerinizin aksine inandırmak değildir; sadece, yapabilirsem, görüşünüzü genişletmeyi hedefliyorum.

Reenkarnasyon: "Yararlı Bulmuyorum"

Tartışacağım konu, reenkarnasyonun varlığı veya yokluğu değil. Sizin, inancınıza göre daha önce prenses olup olmamanızı, ölünce bir böcek olarak dünyaya tekrar geleceğinizi ya da sürekli reenkarne ola ola ruhunuzu yüceltip eğitiminizi tamamlıyor olacağınızı tartışmayacağım.

Tek bir sorumvar: Reenkarne olup olmamanız sizi neden ilgilendiriyor?

Daha önceki yaşamlarınızı hatırlamadığınız müddetçe, dünyaya ilk gelen insan olup olmamanız sizi hiç bir şekilde ilgilendirmiyor. Piramitleri yapmış olan firavunların yeniden vücut bulmuş hali olmanız size bir şey kazandırmıyor. Bundan sonraki yaşamınızda, zaman makinesini yaratacak olan üstün bilim adamı olacak olmanız da şu anki varlığınızı ilgilendirmiyor.

Çünkü bu kişilerin hiç biri SİZ değilsiniz - Hatırlamıyorsunuz.

Bir süre sizi SİZ yapan şeyleri düşünün. Huylarınızı, hatıralarınızı, genetik mirasınızı ele alın. Reenkarne olduğunuzda bunların hiç birine sahip olmayacaksınız. Yeni bedeniniz sizden bi haber olacak, siz de yeni bedeninizden.

Denilebilir ki, reenkarnasyonlarım arasında vuku bulan ve esas BEN olan ruhum ve/veya varlığım, bu ölüm/doğum aralarında tüm yaşamışlıklarımdan haberdar oluyor. Daha da ötesi, her yaşamım bu ruha bir katkı sağlıyor. Tamam. Kabul edelim.

İyi de bundan SİZE ne? Siz o yüce ruhunuzu bilmiyorsunuz - hatırlamıyorsunuz. O sizi hatırlıyor, biliyor - O düşünsün.

Özetle, reenkarnasyonun var olup olmaması sizin için herhangi bir önem teşkil etmiyor olmalı. İnanmakta özgürsünüz elbette, ama inanmadığınız için kaybettiğiniz bir şey de yok.

Eğer, önceki yaşamlarınızı hatırladığını söyleyen biriyseniz size sorum şu olacak: Ne gibi bir yararını gördünüz?

Richard Dawkins - Tanrı yok!

Okuyacak bir şey bulamadığımda her zaman yaptığım gibi kendimi D&R'da yeni çıkan kitapları incelerken buldum.

"God Delusion" (Tanrı yanılgısı - ki Tanrı sanrısı olsa daha iyi olurdu) gözüme çarptı.

Non-Fiction kitapları oldum olası çok sevmem, okumam. Benim için kitap, nedense, başka bir boyuta açılan ve hayal gücümü genişleten bir olgu olmalıdır. (Belki de orta okulda kendi isteğimle alıp okuduğum ilk kitabın "Dragonlance Chronicles" olması bir etkendir.)

Ancak, kısa zaman önce, terapistimin önerisi üzerine "İyi Hissetmek" isimli bir kitap edinmiştim. Bu iyi hissetmek öylesine başarılı ve akılcı yazılmıştı ki, okudukça panik-atakvari sorunlarımın düzelmeye meylettiğini görmüştüm. Çıkardığım sonuç şuydu - kitaplar, dost sohbetleri gibi, kişisel gelişim için de işe yararlı olabilirler.

Bu yeni açılan Non-fiction kitap okuma açlığım, kapağındaki "yılın kitabı" tarzı övgü kelimelerine sahip "God Delusion" ı elime alıp incelememe ve sonrasında satın almama sebep verdi.

Konuya hakim olanlar için not: Daha önce (benim ayıbım) Richard Dawkins'i duymuş biri değildim. Adamın, ateistlerin sözcüsü - bir nevi ateist kilisesi baş psikoposu olduğunu bilmiyordum.

İşte bu noktada biraz kendi dinsel görüşümü paylaşmalıyım sanırım. Ben, doğuştan müslüman - daha sonraları koyu müslüman - kutsal kitapları baştan sona okuduktan sonra deist - bunun üzerinde düşündükçe ateist olmuşum. "God Delusion" satın almamdan da önce, bana sorsanız, din insan yapımı, tanrı ise belki başlangıçtaki enerji diye geçiştirirdim. Altına da şunu eklerdim; Din olmalı, sosyolojik olarak pek gerekli!

Kitabı uzun soluklu bir süreçte, üzerinde düşünerek okudum. Çok etkilendim diyemem. Kısaca kitap, ahlakın dinle bir ilgisi olmadığı - kendince tanrının yok olduğunu - daha güçlü bir şekilde tanrının var olmadığını ve dinin topluma yararsızlığı üzerine bir çalışma. Her noktasına katılmam pek mümkün değil.

(Şimdi de yazarın esas kitabı "Selfish Gene" i okuyorum ki God Delusion'un bana en büyük katkısı Darwin'ci düşünceyi sorgulamama ve araştırmama neden oldu.)

Şu dakikada, kitaptan ne aklında kaldı diye sorarsanız hemen "Kargo Kült" leri örnek verebilirim. Lütfen bunu siz de öğrenin.

Bir başka akılda kalıcı yan, büyük ihtimalle daha detayı "Selfish Gene" de yer alabilecek, genlerin bencilliği ve bunun sebebiyle zoraki gelişme ve son olarak evrimle ilgili verilen, aşağıda özetlediğim düşünce olabilir;

"Bir dağ düşünün, dağın bir yüzeyi tamamen dik olsun. Dağın dik yüzeyinin yamacından bir hamleyle dağın tepesine ulaşmak imkansızdır. Oysa dağın arkasını düşünün ki, çok dik değil ve eğri büğrü de olsa, yol uzun bile olsa bir patika olsun. Evrim, bu patikadan yürüyerek dağın tepesine ulaşmaksa, Tanrı inancı direkt olarak bir zıplayışta dağın tepesine ulaşmayı simgeler."