Age Of Conan: Hyborian Adventures çıktı.
Gözüken o ki WoW'dan sonra tahta geçebilecek bir MMORG. Ancak konumuz, Conan değil.
Konumuz, korsan.
Kendimi bildim bileli, bilgisayar oyunu denilince, aklıma kopya bir kaset, kopya bir cd, kopya bir dvd, internetten indirilen kopya dosyalar gelir. Hatta bu kültürümüzde o kadar kanıksanmıştır ki, Microsoft Türkiye'yi sektör olarak görüp de XBox 360 getirmeyi bile düşünmedi.
Ortaokuldayken, kopya commodore ve sinclair oyunlarını ki teypten teybe çekilen kasetlerdi - bolca aldığımı, hatta intenret yokluğunda bir bilgisayarcıda çıkan oyunu alıp - başka bir bilgisayarcıya sattığımı bile hatırlarım.
Hayatımın ilerleyen safhalarında kopya kasetlerin yanına bu sefer fotokopi oyun kitapları girmişti. Kopya koruması yapmaya çalışan oyun firmaları, oyuna devam edebilmek için gereken kodları oyun kitapçıklarına bastılar bir dönem. Sonucu ise kitapçıkların kopyalanması oldu.
Daha da ileride, "çip" lerle tanıştık. Oyun konsolunuz çipleniyor ve yine kopya CD kullanabiliyordunuz.
Sonra XBox geldi ve kopya oyun birden BİTTİ.
Niye? Online oyunlar yüzünden. Microsoft, eğer çip takılmış bir konsolla online contente ulaşmak istediğiniz anda konsolunuzun bir daha online'a girmesini engelliyordu.
Online olmadan, online içeriğe ulaşmadan bir konsol sahibi olmak, internte bağlanmamayan bir PC olmakla aynı noktaya birden gelivermişti. (Tabii bu sefer sorun, parasıyla XBox oyunu alamamaktı :) )
Her neyse, 2-3 gündür Conan'ı almaya çalışıyorum. Türkiye'den. Online sitelerde stok bitmiş - D&Rlarda stok bitmiş.
Bu ne demek? Bir oyun, parasıyla satılarak, kopyalanamayarak da tüketilebiliyormuş.
Bence bu süper bir gelişme.
Zaten, D&R'a gidip eğer Nintendo veya PS3 sahibiyseniz, neredeyse yurt dışıyla aynı zamanda oyun satın alabilmek kadar güzel bir gelişme olamaz.
En iyi kopya koruma - Üyelik!
Twitter Mucizesi (ve phoenix teknolojiler)
Hızlıca:
Twitter nedir biliyorsanız, Phoenix aracı nedir biliyorsanız - araçla ilgili son gelişmeleri twitterdan takip edebilirsiniz.
Yavaşça:
Twitter nedir az çok biliyordum ancak facebook benim için twitter rüzgarını öldürmüştü, bir siteye daha üye olmayacaktım.
Geekbrief.tv takip ediyorum. Sunucu Cali, ısrarla twitter internetin beyni deyip durduğu için bir şans vereyim dedim, account açtım.
Twitter, en kısa haliyle facebook'un status update'ini andırıyor. 160 karakterlik kendiniz hakkında mini bir blogunuz oluyor. 160 karakteri nasıl kullanırsanız kullanın, ister o an ne yaptığını yazın, ister beğendiğiniz bir şeyi tavsiye edin. İster internetten kullanın, ister SMS atarak kullanın. Belki de sizi takip etmek isteyen ailenize o an ne yaptığınızı belirtmek için - şimdi sinemadayım, - çok sıkıştım tuvalete gittim, film mundar oldu gibi bilgiler yayınlayın.
İnsanlar, sizi takip etmek istiyorsa tıklayıp takipciniz oluyor ve sizin hakkınızda son dakika gelişmelerini izliyor. Türkiye'de henüz çok popüler değil, sadece 1-2 arkadaşımın takipçisi olabildim. Gökçen gibi twitter'ı manyakça (sıkça) kullanan arkadaşlarımı da takipten vazgeçtim.
Bugün, yine sonu gelmez RSSlerimde gördüm ki, Phoenix uzay aracınında bir twitter accountu varmış!
Kendisi (yani onun adına geek bir NASA görevlisi) resmi olarak ilgili tüm gelişmeleri twitter'a post ediyor! (Mesela - demin kazı yaptım, altımdaki tuz olabilir - gibi.)
Twitter adını (benim için) yine sonu gelmez RSSlerimde yabancı bir ülkede tutuklanan bir gencin "TUTUKLANDIM!" yazıp cep telefonuyla twitter'a durumu bildirmesi ve neticesinde arkadaşlarının yardımıyla kurtulmasında duyurmuştu.
Bugün ofiste twitter geyiği esnasında Ufuk twitter'ı IRC'ye benzetti.
Çok doğruydu da! IRC, körfez savaşında en hızlı bilgi veren ortam olarak kullanılmıştı. Protokolün amacı, bugünlerde olduğu gibi korsan dosya bulmak, hack etmek crack etmek değildi. Eskiden olduğu gibi kız bulmak da değildi. IRC'nin protokol amacı en hızlı şekilde haber iletmekti.
Bu durumda IRC, twitter'la birlikte küllerinden yeniden doğmuştu.
RSSlerden nefret ediyorum!
Ya da, RSS okumayı bilmiyorum.
Hafta sonu biraz yoğundum, bilgisayar başına geçemedim. Keza, pazartesi de. RSS reader'ımda 442 adet mesaj birikmiş.
Şimdi, benim sanırım şöyle bir hastalığım var - Ben bu mesajları OKUMAK istiyorum, okumadan okundu diye işaretleyemiyorum. Ancak oturup da 442 mesaj okuyacak vakit ayırmak istemiyorum.
Burada ya benim bir manyaklığım var - ki 22 adet feed'e üyeyim, ya RSS rafine bir teknoloji değil ve çok fazla feed oluşturuyorlar.
Ancak bu sıkıntımda kesinlikle yalnız değilim!!!
Ben ve benim gibi manyakları düşünerek oluşuturulmuş bir servis var: FeedHub!
Bu servise, RSS listenizi veriyorsunuz. O gidip, RSSlerinizi araştırıyor - Bunları memlere (mem nedir - bunu bir araştırın. Üşeniyorsanız şimdilik keyword diyelim) ayırıyor. Dilerseniz, hiç bir ayarlama yapmıyorsunuz, dilerseniz de çıkardığı memleri ben bunla ilgileniyorum - ilgilenmiyorum yapıyorsunuz.
İnceleme sonrası FeedHub size TEK bir RSS adresi veriyor. Sizin RSSlerinizi o sizden önce okuyor, ilgilenmeyeceklerinizi düşündüklerinizi eliyor - önemlileri tutuyor ve size gün içinde HAKİM OLABİLECEĞİNİZ kadar makale döndürüyor.
Süper bir servis. :)
Ancak bunu yazmaya başladığımda baktım, bakıma girmiş. Ne de olsa o da her şey gibi BETA.
ps. Düşündüm de epostalar için de güzel olur bu yahu.
pss. Bu ara web 3.0 - semantic web servislerini inceliyorum, çok güzel potansiyel siteler var.

