"Bir ingiliz, bir fransız, bir de laz" ne kadar klişeyse 2 genç amerikan çiftin gözlerden ırak bir yere gidip katletilmesi de o kadar klişedir.
Genç Amerikan çiftleri, korku film literatürünün başlangıcından beri abuk subuk yerlere gidip çeşitli vahşi şekillerde farklı farklı sapıkların veya insanüstü güçlerin sırayla kurbanı olmaktadırlar.
İzleyici, bu tip filmleri afişinden tanır ve ne yiyeceğini bilerek zevkle bu filmlere gider ki hala çekilmeye devam edilirler. Genel bahis konusu, ölüme giden bu kahramanların hangi sırada öleceği ve en son hangisinin kalacağıdır.
Ruins yine tarzın güvenilir bir filmi, sürpriz çıkmıyor - değişik bir şey olmuyor, klişeleşmiş yapısıyla devam ediyor ve beklenen bir sonla bitiyor.
Restorana gidip zaten sevdiğiniz bir yemeği tekrar istemeyle aynı şey bu. Ne çıkacağını biliyorsunuz, seviyorsanız gidin yiyin.
Film Eleştiri: Ruins "İçimden çimen çıktı"
Film Eleştiri: In The Name Of The King "Koşarak kaçın"
Uwe Boll isimli Alman yönetmeni duydunuz mu?
Duymadıysanız, filmlerinden uzak durum. Duyduysanız zaten uzak duruyorsunuzdur. (Belki de Uwe Boll bir daha film yapmasın imza kampanyasına katılmışsınızdır. Gerçekten, var bu kampanya)
Bu arkadaş, bilgisayar oyunlarına pek feci filmler yapmasıyla ünlü. Mesela, Alone In The Dark... Mesela BloodRayne...
Esasında, azmine şaşmak lazım çünkü bu tarz filmlerin sadece yönetmeni değil. Oyun filmleri için:
- Gidiyor, parayı bastırıp lisansını satın alıyor...
- Prodüktör oluyor...
- Senaryoyu yazıyor...
- Yönetiyor...
Gelelim filmimize, Dungeon Siege isimli; "çiftçiden başlayarak bütün krallığa hükmeden bir kahraman olma" konulu rol yapma oyunu filme dönüştürülmüş.
İçinde goblin benzeri, elf benzeri, büyücü benzeri fantazi öğeleri olan bir film ne yapılabilir de REZALET hale getirilebilir? Buyrun inceleyelim...
- Başrole, piyasada aynı anda 3 filmi olan - kel - Jason Statham konulur. Bir salonda Bank Job oynarken diğer salonda barbar Statham akılda kavram karmaşası yaratır.
- Kötü adama son derece modern deri giysiler giydirilir ve modern bir saç kesimi yapılır ki filmin uyduruk olduğu ortaya çıkar.
- Azıcık bir konusu olan (oyun bu yahu, hemde strateji oyunu neredeyse) filmi 120 dakika sürdürür, orjinal versiyonu ise 180 dakikadır. Allahtan 120 ye kesilmiştir.
- Goblin'e benzer "düşman" yaratıkları öylesine kötü yapar ki - Dünyayı Kurtaran Adam yaratıklarıyla yarıştırılabilsin.
- Elf konseptini alır, feminizm ile harmanlar.
- Diyalogları sıkıcı, kamera açılarını rezalet yapar ki; amatör film gerçekliği sağlanır.
Aman Allahım ne demişim ben!!!

İnanmıyorum, şu ayaküstü röpörtajda ben ne demişim - ne anlaşılmış - ne yazılmış. Gülmekten patlayarak yok olacağım sanırım.Türk Nokta Net 'den ayrıldıktan sonra iş hayatına HitNet ile devam eden Orkun Peşinci 2002 yılından beri Altın Örümcek jüri üyesi olarak görev yapıyor. Orkun Peşinci ile yapılan röportajda bize görüşlerini şöyle anlattı. ''Geçmişe doğru bakarsanız yani 1996 yılında işe başlamış birinin bugünkü görüşüne bakarsak dünya trendleriyle çok daha uyumlu bir hale geldik ve tasarım genişliğiyle beraber Türkiye'de de buna benzer interaktif siteler en kısa zamanda tüm ülkelerde olduğu gibi global olacak ve hareketine devam edecek. Altın Örümceğin 5 senelik geçmişine bakarsak geriye doğru değil sürekli ileriye doğru giden bir yönle hareket ediyor. Gazeteler 3-4 sene önce okulların web tasarım evleri denilen kişilere yaptırdığı web sitelerinin yerine reklam ajanslarının interaktif ajansların birleşiminden oluşan interaktif denilen, ajans denilen bir kavramla birlikte internet sitesi,tasarımı yani internet sektörü yerine oturdu. Ayrıca başarılı idoller ve uygulamaları sayesinde de hani Türkiye'de herhangi bir şekilde internette şu açık var veya bu açık var, içerik yok denebilecek noktaları geçeli çok oldu.''
Orjinal sayfasına da göz atınız.
ps. N'olur üşenmeyin yorumları da okuyun, Ekim'in enfes yorumu - yemek üzerine yenen tatlı kıvamında.
Dizi Eleştiri: Galactica
Şöyle bir tez var: Rating ölçer cihazları ortalama izleyici kitlesiyle buluştuğu için, genel izleyiciye uygun diziler & programlar yüksek rating alır, çok seyredilir gözükür. Oysa hedef izleyici kitlesi olan diziler, diyelim ki geekler için çevrilmiş olanlar ortalamaya hitap etmediğinden ratingleri düşük kalır.
Bu tezin doğruluğu, dizilerin DVD olarak piyasaya sürülmesi sonrası ortaya çıktı. Düşük rating alan bazı spesifik hedef kitleli diziler ki bunların içinde Joss Whedon Serenity, Futurama gibilerini sayabiliriz, ekstrem DVD başarıları yakaladılar.
Bunun başka bir ispatı da filmler, yani rating ölçüm cihazları yerine satın alınan biletle başarısı ölçülen medyada nedense; bilim kurgu, korku gibi genelde TV'de çok iş yapmayan türler hep box office'de yukarıya oynarlar. Keza iTunes gibi yine dizi satın alabildiğiniz medyalarda da bu özel kitleli türler hep ortalamaya oynayan dizilerden daha çok satın alınırlar.
Bunları söyledikten sonra, az izlenen Amerikan sci-fi channel ki bu seneye kadar HD'ye bile geçememişti, Galactica gibi ilk 10'a rating olarak giremeyen ama biz 3x'li yaşlardakilerin gönüllerine taht kurmuş bir diziyi konseptiyle de oynayarak tekrar başlattı.
4 sezon ve 1 de TV filmi, yanında çizgi romanıyla birlikte gelen Galactica, bilmeyenler için; Gelecekte insanların yarattığı akıllı robotların insanlığı yok etmesiyle başlıyor. Bu efendi tanımaz Asimov kanunlarından yoksun pis robotlar, dünya dışında kolonileşmiş insan ırkını anlık bir saldırıda yok ediyorlar. Geriye sadece donanmadaki en eski gemi Galactica ve bir kaç askeri olmayan yolcu gemisi kalıyor. Parmakla sayılabilecek kadar insan, koskoca bir robot ırkını arkasına takarak kolonizasyonun başladığı sanılan mitik "Dünya" gezegenin bulmaya çalışıyorlar.
Çocukluğumuzdan tanıdığımız Starbucks ve Apollo bu sefer birbirine aşık kadın ve erkek pilot olarak geri dönerken, saylon taraftarı doktor Baltar müthiş bir oyunculukla değişmezler arasında yer lıyor. Ancak, dizinin yaşça büyük oyuncuları Amiral Adama ve kalan üç beş kişinin Amerikan Başkanı bayan Roslin, oyunculuk başarılarıyla Apollo ve Starbucks'dan rol çalıyorlar.
İlla eleştiri yapmak gerekirse, Saylon'ların (Robot ırkı - heyecanla konuşurken Saylon'lular diye de hitap etmekte sakınca yoktur) gelişkin modellerinin 6+5 insandan oluşmalarını sayabiliriz (bilmeyenler için parantez 6 adet generic saylon modeli ve 5 tane bonus gizli saylon modeli var). Bu insana benzeyen Saylon'lar bende durup durup "maliyetten kaçmak için robotları insan yapmışlar" düşüncesinin oluşmasına sebep oluyor (Ki içlerinden bazı modellere erkek insanların canı feda).
Seyretmeyenler tez seyrede! Çünkü bu sezon dananın kuyruğu kopacak ve dünya bulunacak - dizi planlandığı gibi tadında bitirilecek.
So say we all...
iTunes'dan hala nefret ediyorum!
Geçtiğimiz aylarda iTunes'a nefretimi belirtmiştim, daha sonra applefaresi arkadaşımın da yardımıyla sorunumu istenmeyen yollarla çözdüm.
Bu sefer daha da delice bir şey yaptılar! iTunes kullanıcısı olan bizleri, iTunes yüklü olan tüm bilgisayarlarımızı (ev, iş, laptop) Safari indirmeye mecbur ettiler!
Sayın Steve Jobs, zaten ayda 1 update ettiğiniz ve bu yüzden bilgisayarımızı restart etmemizi gerektiren çok sevdiğimiz iTunes uygulamanız, NEDEN kullanmak istemediğim Safari browserınızı yükletmek için her gün popup çıkartıyor? NEDEN???
Ben Firefox'tan memnunum, canım isterse Safari yüklerim. Bana zorla niye Safari yükletmeye çalışıyorsunuz? iTunes ile Safari'nin ilgisi ilişkisi nedir? iTunes spyware program mıdır? iTunes updater bir browser yüklemeyi nasıl zorunlu tutar? Her güzelliğinizin yanında bir de manyak mısınız?
Microsoft işletim sistemi içine Explorer gömdü diye ayağa kalkan insanlık, Apple'ın bu Safari gömüsüne de tepki gösterin! Program ne çıkarırsa korkup OK'e basan insanlara ayıp değil midir? Ortalama bir kullanıcıya Safari'yi istemeden ne hakla yükletiyorsunuz? Allah bilir çaktırmadan kendini ana browser'da yapıyordur Safari. Hani insanlık dostu Apple? Microsoft şeffaflaştıkça siz kapandınız, gücün hangi tarafına kaydığınıza dikkat edin!
ATI'den nefret ediyorum!
Galactica yeni sezon 2. bölümü seyredecektim. Eve heyecanla geldim. Bilgisayarın başına geçtim.
Bilgisayar kapalıydı.
Elektrikler kesildi sandım. Açtım. "Loading your personal settings" dedi. Öyle kaldı. 5 dk geçti, windows açılmadı.
Profilimde sorun olduğuna inanır gibi oldum, yeni profil yaratayım dedim. Yeni profil yarattım. Onunla girmeyi denedim. Yok, açılmıyordu.
Hard diskte bir sorun vardır, dedim, bad sector vardır - bişi olmuştur profili yükleyemiyordur dedim. Checkdisk yaptım. 1 saat sürdü. Yok, açılmıyordu.
Profilde sorun yoksa, bilgisayar açılışında bir programın sorun çıkarıyordur dedim. Safe modeda açtım. Teker teker, startupdaki programları uninstall ettim. Yok, açılmıyordu.
Network sorunu olabilir dedim. Network bağlantılarımı kestim. Gereksiz USB deviceları çıkarttım. Yok, açılmıyordu.
Driverlara ve servislere geçtim. Printer driverini uninstall ettim. SQL etc. gibi servisleri durdurdum. Event viewer'da hayatta 1 kere bile olsa hata vermiş tüm servisleri kapadım. Yok, açılmıyordu.
Geriye, ekran kartı kalmıştı. ATI Catalyst'i uninstall ettim. AÇILDI.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Bundan yaklaşık 2 ay önce ATI crossfire grafik kartım yanmıştı. Çöpe atıp, bu sefer ATI EAH2600 almıştım. Daha gencecik yeni bir ekran kartıydı.
Açıldıktan sonra ekran driverlarını geri yükledim. Yine açılmıyordu. Uninstall ettim, açılıyordu.
Bilgisayarım, bir şekilde ekran kartı driveri alerjisine kapılmıştı.
Bu non stop install uninstall döngüsü içinde bir noktada, "cpularım arasında zaman farkı var, fatal hata" gibisinden popuplar çıkmaya başladı, çeşitli adreslerde hatalar çıkıyordu. Ekran popuplarla doldu... bilgisayarın fişini falan çektim. Sabah 03:00 olmuştu. Gittim yattım.
İşte bu yüzden galactica eleştirisi yok bugün. Akşam tekrar makineyi ayağa kaldırmaya çalışacağım.
Megalomani psikolojik bir sorun değildir!
Bugün bahçede volta atıp sigara içerken birden aklıma geldi.
Bunca yıldır; megalomaniyi, herşeyi ben bilirimciliği, başkalarının fikrini kabul etmemeyi ve hep burnunun dikine gitmeyi sakınılması gereken psikolojik bir sorun olarak görürdüm.
Hayır efendim. Megalomani psikolojik bir sorun değildir. İlla sorun olacaksa sosyal bir sorundur.
Psikolojik sorunlar, genel olarak kişinin kendisini rahatsız etmesini gerektirir. Oysa, megaloman kişi kendi dışındakilere rahatsızlık verir, kendisi ekstrem derecede mutludur. Hatta, bu çıkarımla megaloman olmamanın çok daha kolaylıkla depresyona yol açtığı savunulabilir.
Megaloman kişinin çekeceği sorun ancak şu olabilir; Uzun süre ve kesintisiz megalomaniye devam neticesinde çevresini bıktırıp uzaklaştırabilir ve yanlız kalabilir. Bu, ilk önce, megalomanisinde artışı da tetikler. Yanlız kalıp, kontrol mekanizmalarından yani toplumdan uzaklaştığı için kendini daha üstğün görmesi, fikirlerinin doğru olduğuna daha da bir inanmasını sağlar.
Dolayısıyla, sadece uzun vadede, megalomanyaklar yanlızlık çekebilirler ve yanlızlığın getireceği bunalımlardan dolayı psikolojik sorun sahibi olabilirler.
(Süper, gören de psikolojik danışmanım bu konuda derecem var falan sanır - ne güzel net net konuşuyorum doğruymuş gibi)
İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği III - Müslüman Doğmak
Bir süredir de bu aklıma takılıyor. Müslüman doğmak. Türk doğmak gibi birşey, İstanbul'da doğmak gibi birşey. Nüfus cüzdanına müslüman yazılması.
Müslüman çocuk kavramı - bunu da Richard Dawkins'den kopya çekerek söylüyorum - Solcu çocuk demekle benzer bir şey. Bir çocuğun, bebek yaşta "Solcu" olması ne kadar imkansızsa, bir din mensubu olması da benzer imkansızlıkta değil midir?
Hak dini İslam ise, Amerika'da doğan garibanlara yazık değil midir? Onlarda, ister istemez Hristiyan doğuyorlar.
Anne ve babalarımızdan dolayı %99'umuzunun müslüman doğduğu durumunu kabul edelim. Başka bir gariplik gözüme çarpıyor bu sefer: Müslüman doğup, ister istemez ve belki de isteyerek müslüman genç haline gelmiş kişilerin, kutsal kitabı okuma yüzdesi.
Hayatlarımızda en önemli konulardan biri inancımızken, namazımızı kılarken, orucumuzu tutarken, hiç birini yapmasak bile en azından bir cenaze namazına katılmışken, bir çok anımızda dualar okurken, günün 5 vakti ezan sesini duyarken, namaz kılan ananelerimizin önünden geçmezken, türban takanları aşağılarken veya tam tersi türbanımızı takarken, okullarda dualar ezberlerken, mezarlıkta ölmüşlerin ruhuna ezberlediğimiz duaları tekrarlarken NEDEN NERDEYSE HİÇBİRİMİZ KUR'AN okumuyoruz?????
Okuduğumuzu varsayarsak, bir hamburgercide yemeğimizi bile seçerken kılı kırk yaran bizler diğer alternatif kitapları NEDEN okumuyoruz?????
Çoğunluğumuz nasıl olur da dini bilgimizin hangi kısmının direkt Kur'an-dan hangi kısmının hadislerden, hangi kısmının islam alimlerinden, hangi kısmının öğretmenlerimizden, hangi kısmının hocalardan, hangi kısmının kulaktan, hangi kısmının komşudan geldiğinin analizini yapabilecek kadar bilgi sahibi değiliz?
Ama %99'umuz, nüfus cüzdanımıza göre müslümanız.
Garip.

