Nefret serisine bir yeni ek daha :)
DigiTurk'un çok eski bir müşterisiyim. Sanırım 7 yıl oldu. 7 yıl boyunca neredeyse hiç yenilik yapmadan bugünlere geldiler - yaptıkları tek yenilik daha çok para almak oldu (veya ne idüğü belirsiz interaktif kanallar yayınladılar). Halen bir hedef kitle seçmeyi beceremeden, sadece lig yayın haklarını ellerinde bulundurmanın kaymağını yediklerini düşünüyorum.
7 yıl boyunca philips digi kutularını bile değiştirmeyi beceremediler. 1-2 denediler olmadı. Takılmalar, hiç bir zaman doğru ve zamanında yüklenemeyen guidelarla bunca yıl -yayın- yaptılar.
Daha sonra DigiTurk+'ı çıkarttılar! Aman allahım Türkiye'de HD!!!!!!!!!!!! Tabii bedeli olmalıydı - 100 liralık yeni receiverlarını 700 liraya satmalıydılar. Ama olsundu, HD yayınımız olacaktı! Neye yaradığını bilmediğimiz ama büyük bir gazla aldığımız LCD TV'lerimiz bir işe yarayacaktı!
Hemen aldık tabii... ANCAK İÇİ BOŞ ÇIKTI. HD yayın! 24 saat "National Geographic" seyredecek derece belgesel manyağı olsaydım süper olacaktı. Ancak olmadı, ben diziler filmler maçlar istiyordum...
Ayda 5-6 tane HD film verip, haftada 1-2 tane HD maç verip bununla yetineceklerini aklıma hayalime getiremezdim. Ama ne olacak? Fox'dan aldıkları 1-2 tane İngiliz maçı, sadece 3 büyüklerin İstanbul'da yaptıkları maçlar ve HD versiyonunu herhalde onlara bedavaya veren 5-6 tane film. Neyinize yetmiyor? 24 saat National Geographic var ya - çeşitli böcekleri HD izleyebiliyorum 700 milyon liraya!
Kutuları kayıt yapabiliyor hem! Tabii o da, hiç bir zaman yayına zamanında başlamayan programlarla nefis oluyor zaten. Kaydedebildiği zaman ise otomatikman silinmesi gibi sorunlar var bazen ama o da önemli değil. Nasıl olsa programlarını güncelleyecekler. 1-2 sene beklersek, bilinen 102 tane BUG düzelecek.
Bir de Digiturk dergileri var. Elime ulaşmıyor diye iptal ettiğim dergileri. Birikmiş bir milyar puanımla 12 aylık bedava abonesi oldum. 7 senedir HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEMİŞ. Hala elime ulaşmıyor.
Hatta dün akşam 21'de maçı seyrederken SMS geldi, "Derginiz elinize ulaşmıştır. Ulaşmadıysa bizi arayın". Ayın 2 si olmuş, gazetecilerde dergi satılalı 1 hafta olmuş. Bir de dergiyi elime ulaştırdıklarını iddia ediyorlar, akşam 9'da.
Süper.
DigiTurk'den Nefret Ediyorum!
Bankalardan Nefret Ediyorum!
Her gün - her allahın günü - ister bayram ister hafta sonu ne olursa olsun bana mutlaka bankalardan SMS ve e-posta geliyor.
E-postaları spam yaptım geçtim diyelim. SMSleri ne yapacağım? Ben günde 10 tane banka SMS'i almak zorunda mıyım?
O kadar çok reklam SMS'i geliyor ki artık - SMS'leri dikkate almıyorum! Evet, SMS gelince kılım kıpırdamıyor. Telefonuma bakmıyorum bile. Genelde de birikmiş olanları akşam okumadan siliyorum. Ne yazık ki zavallı cep telefonlarımızın SPAM filtresi de yok!
Tabii, bankalar bindikleri dalı kesiyorlar. Önemli önemsiz bin tane fırsat ve kampanyayı bize duyurdukları için artık onlardan gelecek önemli bilgileri de kaale almaz oluyorum.
Ya biri bankalara dur desin, ya da birileri spam filtreli telefon çıkartsın. Her gün mesaj silmek için zaman harcamak is-te-mi-yo-rum.
Turkcell'den Nefret Ediyorum!

İnanılmaz bir şey yaşadım. Bir bilgiye bakmak için cep telefonumun WAP browser'ini kullanarak Turkcell'le ALAKASI OLMAYAN bir siteye gittim.
Karşıma Turkcell'in iPod'la ilgili bir REKLAM sayfası çıktı. "Bir daha gösterme" diyerek ekranı geçip, istediğim siteye ulaşmak zorunda kaldım.
Bunun nesi anormal? İnceleyelim:
- Zaten fahiş bir WAP erişim ücreti öderken, ödediğim fahiş fiyatla kendime Turkcell reklamı download etmiş oldum. Reklam görme parasını Turkcell'e ödemek zorunda kaldım. Bunu da istemeyerek bana Turkcell yaptırdı.
- WAP gibi zaten ihtiyaç anında kullanılacak, kötü ve zor bir interface içerisinde bir ekran geçmek zorunda kaldım.
- Güvenim sarsıldı. Garanti WAP Internet Bankacı'lığı sitesine girerken, benim oraya gittiğimi Turkcell'in gördüğünü ve onun yerine beni başka bir yere yönlendirdiğini - oradan Garanti'ye yönlendirdiğimi gördüm. (ki bu doğal olmasına rağmenbunu görmek güven sarsıcı)
- Ortalama bir wap kullanıcısı olsaydım FECİ kafam karışırdı. Adresi yanlış yazdığımı sanırdım.
- Ortalama bir internet kullanıcısı olsaydım bunun reklam olduğunu anlayamazdım. Nasıl geçeceğimi bilemezdim.
Sigaraya Karşı Wii!
Şunu farkettim ki, Super Mario Galaxy oynarken sigara içmiyorum.
Özellikle, oyun oynarken ekstra sigara içen biriyim.
Ancak, WiiMote ve nunchuk parçasını tutarken iki elim dolu olduğu için - onu bırakın sadece WiiMote'la oynanan bir oyun olursa bile efor sarfettiğimden sigara hiç aklıma gelmiyor, aklıma gelse bile oyunu durdurmam gerektiğinden içmiyorum.
Hele bir süre sonra WiiFit geldiğinde kimbilir nasıl sağlıklı olacağım.
Film Eleştiri: What the Bleep Do We Know? "Bilmesemde olurmuş"
Şans eseri, daha önce içeriği hakkında fikrim olmayan bu belgeseli seyretme fırsatım oldu. Başında, bu aralar sinsice ilgi alanıma giren kuantum fiziğiyle ilgili olduğunu görüp sevindim.
Belgeseli seyrederken sinirlendim. "Yahu, bu anlattıkları bana safsata gibi geliyor ama bir sürü bilim adamı konuşuyor. Bir sürü şeyi yanlış biliyormuşum demek ki" diye düşündüm.
Sabırla, sonuna kadar (2ye bölüp izleyebildim), bazen az da olsa mantıklı gelebilecek bir sürü hoşuma gitmeyen fikri sindirmeye çalışarak seyrettim.
Belgeselin sonunda, ki belgesel iyiden iyiye Secret (Sır)'a döndükten sonra - benden binbir şeyi binbir şekilde daha iyi bilen bilim adamlarının kimlikleri teker teker açıklandı. Aa! Ne göreyim, bilim adamı sandığım kuantum fiziği ile ilgili atıp tutan kişilerin bir çoğu teolojist, filmi sponsore eden dernek "Ramtha'nın aydınlanma okulu", belgesel boyunca en çok konuşan kadın okulun kurucusu - belgesel amacı da bilim ve ruhanilik arası metafizik bir köprü kurmak olduğu ortaya çıktı!
Nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Bir an, "Yahu bir sürü kuantum fizikcisi, bu kadar saçma sapan şeyler söylüyorsa bir yerlerde çok feci çuvallamışım" diye düşünmedim değil. Derin bir nefes aldım.
Wiki'ye girdim, Amazon'a girdim. Belgeselin, bilimi yanlış gösterdiğini, sözdebilim olduğunu, kuantum mistisizmi olduğunu okudukça rahatladım.
Şimdi, planım, bilgi yetersizliğim nedeniyle yeterli ahkam kesemediğim ve oyuna geleyazdığım kuantum fiziğini etraflıca öğrenmek. Ortalama bir insanın bilim hakkında yetersiz olan görüşlerini saptırmaya çalışan Ramtha Ruhanilik Okulunu kınıyorum. :)
Aman sakın seyretmeyin. Yerine Secret'i okuyun. Onu da boşverin, kendinizle barışın olsun bitsin. Kendinizle barışmak için kuantum fiziğine ihtiyaç duymanıza gerek yok. Ya da belgeseli seyredip gaza gelip "Ben de tanrıymışım! Hepimiz tanrıymışız!" diye etrafta koşturmanıza da gerek yok.
Manyaklar İçin Tedavi V - "Kuantum Manyaklıkları"
Pek sevilen yazı dizisi Manyaklar İçin Tedavi, sizi manyak yapan düşünce bozukluklarının neler olduğu hususuda didaktik açıklamaları sürdürüyor. Ama unutmayın, içinden bolca alıntı yaptığım "İyi Hissetmek" kitabını D&Rlardan satın alabilirsiniz...
Olumluyu Geçersiz Kılmak
Depresif kişilerin başlarına gelen olumlu olayları zihinsel filtrelerle yok varsaydığını daha önceki derslerimizde görmüştük. Ancak, biz manyaklar bununla tabii yetinmeyiz! Başımıza gelen olumlu olayları GEÇERSİZ kılarız. Akıllıca ve çabucak bir manevrayla olumlu olayları karabasana çeviririz.
Mesela, size birisi "bugün çok güzelsin" dediğinde hemen kibar olmaya çalışıyor, kesin bir şey isteyecek diye düşünürsünüz. "afferim, çok iyi iş becermişsin" diyen kişiye karşı, demek ki daha önce yaptıklarımdan memnun değilmiş diye düşünüverirsiniz.
Bu delice düşünceyi alçakgönüllülükle sakın karıştırmayın! Bu daha çok kendinizi ikinci sınıf görmeniz, içten içe kendinizi başarısız bulmanızla alakalıdır.
Olumsuz bir şey yaşadığınızda manyakça mutlu olursunuz çünkü kendi içinizde, kendinizi beğenmemeniz perçinlenmiştir. Olumlu bir şey olduğunda ise, bunu hemen geçersiz kılarsınız, çünkü başınıza gelen iyi şeyler kötü gidecek olan şeylerin işaretidir. Ne de olsa, bütün kötülükler sizin başınıza gelir! Dünya size komplo kuruyordur, herkes sürekli sizi nasıl alt edeceğini düşünüyordur. Bir tek siz problemlisinizdir. Yuh be.
Bir sonraki dersimizde biz manyakların en sevdiğim özelliği "Sonuçlara Atlamak" konusunda ahkam keseceğim.
Mekan Eleştiri: Dükkan "Etmani"
Şirketçe öğle yemeğine, Dükkan'a gittik.
Dükkan bir ET lokantası. Ancak o derece ki, sadece ve sadece kırmızı et var. Başlangıçta et var, ana yemekte et var. Tatlı olarak ise sadece kızarmış ananas var.
Dananın neresini yemek istediğinizi bir dana haritasından seçiyorsunuz. Dana çeşidi seçiyorsunuz.. Yok efendim, çiftleşmemiş dana, 14 gün bekletilmiş dana, sebzeyle beslenmiş dana gibi.
Yeri, en fantastik yeri. Armutluda gecekondular arasında, bir elektrik trafosunun yanında. Derme çatma bir binada, Türkiye'de yiyebileceğiniz en pahalı dana etini yiyorsunuz. T-Bone mu istediniz? 75 milyon lira.
Dükkan'ın içinde, sadece 3-5 tane masa var, esas olarak eti, telefonla sipariş ediyorsunuz.
Gerçekten kırmızı ete aşıksanız, Dükkan'a uğramanız gerekiyor. Yediğiniz et, başka hiç bir şeye benzemiyor.

