Mekan Eleştiri: Kahveciler - Bölüm II

Şu an bir şekilde feci sarhoşum. Ancak, bir önceki yazımda "Yarın" dediğim için bu 2. bölümü sızmadan önce yazmak zorunda hissettim. Tabii, "Yarın" yazınca şunu da farkettim ki, yazıyı yarın okuyanlar için orada gözüken yarın, her zaman bir gün sonra olacak. Bu bağlamda, esasında bu yazıyı herhangi bir gün yazabilirim.

Nero

Yeni yeni piyasaya girdi, bildiğim kadarıyla markayı getiren Starbucks'ın Türkiye'de sahibi Shaya'nın eski genel müdürü.

  • Mekan: Sadece İstinyePark şubesine gittim. Mekanı kalabalık gruplar için sıkışık geldi. Ancak 2 kişiyseniz sorun yok. Burası da self servis. Starbuck'sdan biraz daha hızlı. Ancak EN İYİ yanı fiyatı! Çok ama ÇOK ucuz.
  • Yiyecek: Çorba içebiliyorsunuz! Evet, karton kutularda hazır çorbaları var. Tatlı çeşitleri oldukça zengin - ayrıca kahve yanında alabileceğiniz küçük tatlı seçenekleri çok şirin.
  • Espresso: Herhangi bir diğer kahvecinin YARI fiyatı. Duble espressoyla normalinin arasında 50 kuruş fark var. Litrelerce içilebilir.
  • Filtre Kahve: Ben içmedim, Gloria'dan daha iyi olduğu söylendi.
  • Soğuk İçecek: Bence EN İYİ yanı. Çeşitli milk shakeler var, Naneli bir milkshake var ki favorim. İşin güzelliği önceden hazır bu içeçecekleri kendiniz alıp kasaya götürüyosunuz, onlarda buz katıp hazırlıyorlar. Bu yüzden servisi süper hızlı oluyor. Naneliyi n'olur deneyin.

Cafe Crown

  • Mekan: Etiler şubesi çok ihtişamlı. Ancak sağında solunda Starbuck's, Gloria, Mado var. Dolasıyla güme gidiyor.
  • Yiyecek: EN İYİ kısmı, rahatlıkla öğle yemeği yiyebilirsiniz. Ayrıca çeşitli pastaları var. Türk işi olduğu açıkça belli.
  • Espresso: Kendine has bir tadı var. Bunu bir arkadaşım demişti, Cafe Crown'un kendine has bir tadı var. Ya beğenirsiniz, ya da nefret edersiniz.

Robert's

  • Mekan: Çok fazla şubesi yok. Ataköy Atrium'da gittim. Masanıza servis yapılıyor, sıcak bir atmosferi var.

  • Soğuk İçecek: Burada diğerlerinden ayrılıyor. EN İYİ yanı bu. Gerekli kahveli gerek kahvesiz soğuk içecek çeşitlerini hepsi birbirinden enfes. Hepsini sırayla denemeyi planlıyorum. Meyveli çeşitleri başka yerde yok.

Barnie's

Demin ayılmak için espressomu burada içtim bu yüzden tam puan :)

  • Mekan: Yine az yerde var. Capacity'deki çok ama çok başarılı. Gerek servisi, gerek cana yakın garsonları, gerek 11'e kadar açık olmasıyla EN İYİ yanı. Geniş, ferah ve güzel dekore edilmiş. Bir köşede 3 tane dev ekran Macintosh var. Kahvenizi içerken surf edesiniz diye. Buraya uğrayın.
  • Espresso: Hafif içimli, kurabasiyle beraber geliyor ancak suyu ekstradan istemek gerekiyor.
  • Yiyecek: Öğle yemeği için menüsü bile var. Wrapleri var, şirket çalışanları çekmek için öğleye özel kampanyaları var. İdeal.
  • Filtre Kahve: Dünya kahve çeşitleri mevcut. Bunun yanında çok çeşitli çayları da var. Zaten tam adı Barnie's Coffee & Tea Company.
  • Soğuk İçecek: Çok başarılı değil. Gloria çeşitlerini andırıyor ama onlar kadar güzel değiller. Ancaaak Coca Cola satıyorlar!!! Evet, bir kahveci Coca Cola satıyor.

Mekan Eleştiri: Kahveciler - Bölüm I

Ben 2 sene öncesine kadar HİÇ kahve içmezdim. Bu yaşıma kadar kahve içmeden geldim. Meğer sadece Nescafe sevmiyormuşum! Türkiye'de N adet kahveci açıldığında önce soğuk ve kahvesiz içeceklerle şansımı denedim, oradan soğuk kahveli içeceklere, oradan espressoya ve nihayetinde filtre kahveye geçtim.

Bugünlerde kahve içmeden 1 günüm geçmiyor (ki en sonunda eve espresso makinesi aldım)

Şimdi, büyük burnumla, çok eksperiymişim gibi kahve mekanlarını eleştirmeye kalkıyorum. Yuh.

  • Starbucks
  • Gloria's
  • Nero
  • Cafe Crown
  • Robert's
  • Barnie's
  • Kahve Dünyası
  • John's Coffee World
  • Kek's (Schlotzsky's)
Bu saydıklarımı, benim ilgimi çeken Mekan, Yiyecek, Espresso, Filtre Kahve, Soğuk İçecek subjektif kriterleriyle eleştireceğim.

Saymadıklarım ama kayda değenler arasında Tchibo var.

Starbucks

  • Mekan: Kahveci konsepti Türkiye'de Starbucks'la oturdu. Rahat koltuklar, koyu renk mekan tasarımı. Bence eksileri self servis olması ve sıra karmaşası. En başarılı dükkanı olarak FlyInn'i seçerim.
  • Yiyecek: Öğle yemeğimi Starbucks'da yemem. Tuzlu çeşitleri karnımı doyurmazken, tatlı çeşitlerinden Brownie'sinin üzerine tanımam.
  • Espresso: Starbucks'ın EN KÖTÜ yanı espressosu. Kötü yapan ise aksi söylenmedikçe kağıt bardakta espresso vermeleri. Silindir espresso bardağıda öyle matah değil. Tadı da çok iyi değil.
  • Filtre Kahve: Starbucks'in EN İYİ yanı filtre kahvesi. Eve, işe kahveyi sadece Starbucks'dan alırım. Kenya AA'nın üzerine tanımam.
  • Soğuk İçecek: Meyveli çeşitlerini sevmiyorum. Kahve çeşitlerinde default kremalı olması kötü. Yazın Starbucks'a soğuk kahve için gitmek beni heyecanlandırmıyor.
Gloria's
  • Mekan: Sanırım Türkiye'de açılan İLK modern kahveci zinciri. İlk şubeside Mydonose Showland. Starbuck'ın Türkiye'de azılı rakibi. En büyük farkı ise self servis olmaması. Çoğu zaman sırf bu yüzden tercih ederim. En başarılı dükkanı olarak Etiler'i seçerim.
  • Yiyecek: EN KÖTÜ yanı. Geçen seneye kadar kahvaltı ve öğle yemeği için tercih ederdim. Tostlarının yanında taze biber ve domates gelirdi. Bunlar cipse döndü. Yemek çeşitleri daraldı. Tatlıları hiç bir zaman güzel olamadı. Artık Gloria's da yemek yemiyorum.
  • Espresso: EN İYİ yanı. Gitmişsem %90 espresso içiyorum - hem de duble. Gerek presentasyonu, gerek yanında kurabiyesi ve hiç bir zaman unutulmayan bir bardak suyuyla espressonun adresi.
  • Filtre Kahve: Burada tercih etmiyorum. Ender olarak içtiğimde ise Starbucks'ın kahvelerini daha beğendiğimi hatırlıyorum.
  • Soğuk İçecek: Sürekli yeni çeşitler çıkması, yenilikler denenmesini takdirle karşılıyorum. Özellikle bir dönem favorim Voltage. Yaz aylarında ise meyveli içecekleri gerçekten herşeye değiyor.
Yarın: Nero, Cafe Crown, Robert's.

Muscuts! Logoda gördüğünüz tipin çizeri

Muscuts!

Bir arkadaşım, herhangi gönderdiğiniz vesikalığı, logomda gördüğünüz şekle sokan bir site açtı.

Size benzeyen bir muscutunuz olsun isterseniz, tıklayın. İstemesenizde bazı popüler kültür simalarının hallerini görmek için deneyebilirsiniz.

Manyaklar İçin Tedavi Bölüm IV - "Kötü Huylar"

Bugün normalden biraz daha depresyon hakim. Bu yüzden sizlere 1 değil 2 depresyonist düşünce sunacağım:

Aşırı Genelleme
Reddedilme, yaptığınızda başarısız olma, kötü bir not alma, işlerin rastgitmemesi acıdır ve hayal kırıklığı yaratır. Ancak başınıza olumsuz bir olay geldiğinde sürekli benzer olayların başınıza geleceğini düşünmeniz hem canınızı daha çok acıtır, hem de manyakçadır.

Bir yarışı kazanamadığınzda, hiç bir yarışı kazanamayacağınızı düşünmek, kırmızı ışığa yakalandığınızda hep kırmızı ışığa yakalandığınızı düşünmek, hasta olduğunuzda iki de bir hasta olduğunuzu düşünmeniz, reddedildiğinizde sizi herkesin reddeceğini düşünmeniz "aşırı genelleme"dir.

Hayal kırıklığıyla, aşırı genellemeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Tek bir olumsuzluk, hiç bitmeyecek bir başarısızlık değildir. Delirmeyin.

Bir sonraki trafik ışığında yeşil yanar ve geçerseniz, HER ışıkta kırmızıya yakalanmadığınızın kanıtıdır. Ama biz manyaklar nedense olumlu şeyleri hatırlamakta güçlük çekeriz.

Zihinsel Filtre
Bir başka adı "Seçiçi odaklanma" olan bu depresyonist düşünce, yaşadığınız bir olaydaki olumsuz bir detaya odaklanıp, iyi olan herşeyi atlamanız demektir.

Bu da manyakça bir düşünce bozukluğudur. Özellikle lise yıllarında ineklerde bolca görülür - 100 soruda 4 yanlış yaparlar. O 4 soruyu yapamadıkları için üniversiteyi kazanamayacaklarını, daha çok çalışmaları gerektiğini düşünür ve ağlarlar. Oysa sınıfın en iyi kağıdıdır o. Bu durumda yapılacak doğru hareket bu arkadaşın kafasını tutup duvara vurarak kendine getirmek olmalıdır.

Depresyondayken, olumlu şeyleri filtreleyen bir gözlük takmış gibi olursunuz. Aklınıza takılan herşey sadece olumsuz olanlardır. Camdan dışarı bakarsınız ve birbiriyle kavga eden 2 insan görürsünüz - bir kaç adım ötede yaşlı bir kadını karşıdan karşıya geçiren çocukların farkına varmazsınız.

Şunu düşünün, gün içinde başınıza hem olumlu hem olumsuz bir sürü şey gelir - ancak biz manyaklar zihinsel filtrelerimiz sayesinde sadece başımıza gelen olumsuz şeyleri görürüz. Bu da depresyonumuzda daha ileriye gitmemize olanak tanır :)

Mekan Eleştiri: Wagamama "Japonya'dan babam çıksa yerim"

Yurtdışına çıkıldığında herkesin gündelik hayatta yapmadığı "yurt dışı alışkanlıkları" su yüzüne çıkar. Mesela ben, yurt dışında, sürekli yemek yerim. Ancak, normal bildiğiniz tarz yemek değil - oraya özel, burada olmayan ne varsa onu yerim. Bu illa bir restoran olmak zorunda da değil - en zevk aldığım şey bir markete gidip, ismini cismini beğendiğim ve özellikle ne oldukları konusunda hiç bir fikrim olmayan her tür aburcuburu almak, mide fesatı geçirene kadar onları yemek, içmektir.

Bence yemek konusunda 2 tip insan vardır. Güvenlikçiler ve maceracılar.

  • Güvenlikçiler: Analarının karnından çıktıklarından beri hep aynı şeyleri yiyenler. Menüye bakıp, hayatları boyunca ne yemişlerse aynısını sipariş edenler. Menüde sevdikleri şeyin aynısı yoksa veya bir varyantı varsa restoranı sevmeyip kaçanlar.
  • Maceracılar: Sürekli daha önce tatmadıkları şeyleri yiyip, hayatlarının keşfini yapacaklarını umanlar. Menüye bakıp, daha önce yemedikleri bir şey bulduklarında onu sipariş edenler. Menüde farklı bir şey yoksa veya farklı şeyin varyantını yemişlerse restoranı sevmeyip kaçanlar.
Ben yemek konusunda maceraperestim.

Kanyon'un açıldığı gün oradaydım. İlk tercihim Wagamama olmuştu. Aylin'le beraber "aha japon restoranı! Sushi dışında ne yiyolarrr!!" diye heyecanla girmiştik. Hınca hınç doluydu.

İlk problem, oturuş tarzı olarak belirdi. Sevimli japonlar, kalabalık olduklarından dolayı sanırım, bilemeyip birbirini tanımayan insanların da aynı masada oturabileceklerini düşünmüşlerdi. Bir nevi okul yemekhanesi şeklinde ince uzun masalarda tanımadığınız insanların arasına oturuyordunuz.

Aman allahım! Kanyon'a gelen irili ufaklı sosyetik bireyler nasıl olurda tanımadıkları insanlarla iç içe yemek yerlerdi, kendilerini rahat bıraktıkları anda tanımadıkları birilerinin tenlerine, elbiselerine değeceklerdi!

1er noodle çorbası istedik, havuç suyu istedik. Garson kağıt servislerimizin üzerine numaralar karalayıp gitti. Siparişlerimiz karışmasın diye, kolay olsun diye önümüzdeki kağıt servislere yazılıyordu.

Beklerken, sıra arkadaşlarıma kulak kabarttım:
"Vıyyy bu ney! Bunun yarısı fiyata burger king'e gidip doyardım!"
"La suyun içine makarna atıp getiroylar!"
"Ana! Ana yemek bu mu!"

Ben keyifle tofularımı noodle'larımı yiyip, afişlerde gördüğüm şekliyle yemek kasesini ağzıma dayama suretiyle suyunu da içtim. Beğendim, hoşlandım.

Bu hafta 2. kere Wagamama'ya yolum düştü. Tek başımaydım ve kalabalık değildi. Koca sıraya yanlızca ben oturdum. Yine adını bilmediğim ne olduğunu en anlamadığım şeyleri istedim.

Bu sefer şansıma; tofularla, soğanlarla dolu bir çeşit pilav ki porsiyon dev gibiydi ve haşlanmış, soya sosuyla gelen tavuklu çin mantısı çıktı.

Küçük bir hesapla 10-20 kere daha gidersem her tür fantastik yemeği 1 kere tatma şansım olacak.

Yemek tarzınız maceraperestse, hemen tercih edin. Gördüğüm kadarıyla yemek sepeti'nde de varlar, ayrıca İstiklal'de de şubelerini açmışlar.

Film Eleştiri: Bank Job "2 filim birden"


1. Artık her filmde Jason Statham oynuyor.
2. İngiliz filmlerini genel olarak seviyorum.
3. İki yarısı da başka bir film olabilir: ilk yarı banka soygunu, ikinci yarı şantaj filmi.
4. Filmin baş aktristi, Saffron Burrows, şaşırtıcı derecede Demet Akbağ'a benziyor.
5. Film gerçek bir olayı konu alıyor - dünyadaki en büyük maddi zarara yol açan soygunlardan birini.
6. İki film olabileceği için; banka soygunu ve şantaj, ikisinde de çok başarılı değil.

Bir eleştiri demiş ki, Oceans 11'ın konusu da olan versiyonu. :)

Hollywood vari aksiyon sevmiyorsanız, gidin derim.

Film Eleştiri: Juno "Buna n'olur gidin"

Filmin ana mesajı nedir bilmiyorum ama 100 üzerinden 104 veriyorum.

Bu film için eleştirecek herhangi bir şey yazamıyorum. Gidip seyretmenizi istiyorum.

Ben filmin mesajının şu olduğunu düşünüyorum: Başınıza ne gelirse gelsin, kararlarınız ne olursa olsun, kendiniz ve etrafınız olumlu olmaya devam ederse mutlu olursunuz.

Filmden mutlu ayrıldım. Bu da bana yeter.