MoDology Originals - Telekominikasyon

Bu da, bir dönem yazdığım asparagaz mizah sitesi yazılarından biri, mizah ama 1e1 gerçektir. Buyrunuz okunuyuz, gülünüz.



Asparagaz mizah şeysi:

Süper Macera - Tam Sayı - Telekominikasyon

Kahramanımız MoD uzun yıllar sonra evine telefon bağlatmaya karar verir, niye, çünkü rahat batmıştır ona. Cep telefonu yetmemiş evden Internet'e bağlanmak istemiştir. Olaylar gelişir...

İlk 1 ay, sabah 8 de uyanma çalışması yapar. Saati sabah 6 ya kurup 9 dakika aralıklarla çaldırmaya çalışır, böylece nihai uyanma saatini 9 a kadar çeker. 8 bir şekilde olmamaktadır. Kankalar seferber edilir, sabah telefonlar açılır saatler çalar, 9 dan aşağıya bir dakika inilemez. 9 neyimize yetmiyor ki diyerekten telefon müdürlüğüne gidilir çaresizce. Yoğun uğraşlar sonucu yanlış telefon müdürlüğüne gidildiği ortaya çıkar.

Sonraki 1 ay 8 de kalkma çalışmalarına devam edilir, mümkün olamaz. Pazarlıklar sonucu yakın çevrede oturan bir arkadaş razı edilir, şahıs sabah eve gelmek suretiyle zorlukla MoD uyandırılır ve beraberce doğru müdürlüğe gidilir. 4 ayrı yanlış sıra beklendikten sonra, doğru kişi konuşur "hebula hebe dulla hodene!" der kişi, bir şekilde konuşması Türkçe değildir. Tane tane tekrarlaması söylendikçe giderek anlaşılır bir dile döner "dilliekçen yaezzz", dilekçe yazılma faslı için aşağıya inilir. Bakkal dilekçe yazmaktadır. Gerekli bilgiler alınır, iyi davranılır, akla, telefon müdürlüğünün esas bürosunun burası olup olmadığı getirilir. Bakkal, birine telefon eder ve abdullah beyle konuşur, abdullah bey kahramanımızla ilgilenecektir. Abdullah beye, dilekçe elde çıkılır. Aman Allahım! Abdullah bey deminki Türkçe konuşmaya bilmeyen veya gereğinden hızlı konuşan kişidir! Korkuyla yaklaşılır...

Abdullah bey, insan gibi konuşmaktadır! Telefon sonrası normal bir insana dönüşmüştür. İlgi ve şefkat gösterir. İşlemleri yapar ve başka bir sıraya yollar. Yanlış sıradır, boşuna beklenilir, ama olsundur! Doğru sıra bulunur ve bir takip kağıdı alınr, 5 gün sonra gelinmek üzere vedalaşılır. Saat 12:00 olmuştur bile.

5 gün sonra kahramanımız yine uyanamamıştır, hem de su kaçırmış saat 11:00'e kadar uyumuştur. Aklından, yarın takip ederim diye geçirmketedir, huysuzca yatağında dönmektedir. Zil çalar.. hayrola şeklinde kapı açılır, efendi, yaşlıca biri gelir.

Telefonu bağlamaya gelmiştir! Husus göz yaşartıcıdır. Telefon bağlanır hemen. Hat dijital hattır ve ahenkli süper bir numara tahsis edilmiştir. Zevkten dört köşe olunur. Akşama açılır diye gider efendi memur. Telefon 2 gün sonra açılır. Hevesle hat sesi gelen telefon kaldırılır. Bir süre hat sesi duyulur sonra birden bir kadın sesi araya girer: "Telefonununuz borcunuzdan dolayı kapalıdır."

Acı içinde yerlerde yuvarlanılır. Koşarak işe gidilir, daha yeni açılan bir telefonun borcu olamazdır şeklinde PTT'ye ulaşılmaya çalışılır. En yakın büyük merkeze gidilir, borç sorulur, hakikaten borç vardır ama telefon kahramanımıza değil başkasına aittir. Hiddetle işe dönülür. Başkasının telefonu takılmıştır ona, zaten 5 günde telefon takıldığı görülmüşmüdür!

Telefonu takan merkezin telefonu araştırılır, baş müdürlük aranır, yerin telefonu sorulur. Verilen numara 30 dakika aranır, bir meşgul çalmaktadır bir de çalıp açılmamaktadır. 118 aranır ve aynı yer sorulur, başka bir numara verilir. Bu numarada yanıt vermez. Internet'ten siteye gidilir, abone işleri numaraları araştırılır, 13 ayrı numara vardır, uzun uğraşlar verilir. Son numarayı biri açar!

Sorular sorulur. Telefonu açan yanlış numarayı aramışsınız der yeni bir telefon verir. Yeni telefon hevesle aranır:

Telefonu biri "Bursa İskender, buyrun!" diye açar.

Kahramanımız o gün bugündür telefon görünce kaçmaktadır. Evindeki telefonu camdan atmak suretiyle yok etmiştir.


Bencil Gen: Genler ve Memler

Daha önce Richard Dawkins'den bir iki yazımda bahsettim... (Tanrı yok, Müslüman Doğmak)

Esasen biyolog olan ve "Bencil Gen" ve "Mem" kavramlarını ortaya atan Dawkins'in amiral çalışması "Bencil Gen (Selfish Gene)" kitabını bitirdim.

Bu kitabı niye okumalı?
Dawkins, ateşli bir Darwinist olarak Darwin'in bildiğimiz doğal seçilim, evrim ve uygun olanın yaşamda kalması kuramını bir adım ileri götürüyor. Darwin'e yabancıysanız bile doğal seçilimin ne olduğunu anlıyor bununla da kalmayıp bir adım ötesini de düşüncelerinize katıyorsunuz.

Doğal seçilimle ilgili değilseniz bile kitap benim gibi biyolog olmayanları da hedeflediği için, doğadaki bir çok muammayı çok sıkı örneklerle basite indiriyor ve akılda kaldırıyor. Yine doğal seçilimle ilgili değilseniz, kitap size "Mem" kavramını aktarıyor ve eminim ki bu kavramı - eğer bilmiyoranız - çok seveceksiniz.

Kısaca, ortaya attığı kavramlarla etrafınıza baktığınızda bırakın hayvanlar alemini insan aleminde aile, kültür, varoluşçuluk üzerine epey kafa yormanızı sağlıyor. Bunun dışında, bence, "ben buraya niye geldim?" sorusuna da bazı sıkı cevaplar üretiyor.

En kısa haliyle Bencil Gen özeti
Çalışmanın savı şu; Darwin'in ortaya attığı evrim, tür için geçerli değil, gen için geçerlidir. Evrimin yapı taşı genlerdir.

Türler; yani insanlar, bitkiler, hayvanlar birer "yaşamkalım makineleri"dir ve amaçları genleri nesilden nesile aktarmaktır.

Uygun olan gen, nesilden nesile aktarılır, uygun olmayan gen yok olur. Böylelikle en uygun genleri taşıyan yaşamkalım makineleri kalır, evrim bu şekilde gerçekleşir.

Memler
Mem kavramı ilk olarak bu kitapta ortaya atılsa bile, gelişimi bu kitapla sınırlı değil. Bu kitap "mem" fikrine bir başlangıç düzeyinde yer veriyor.

Siz kitabı afiyetle okumayacak olan okuyucu için kısaca mem nedir kendimce anlatmaya çalışayım:
Memler, fikir/düşünce birimleri. Mesela, din bir mem. Cehennem bir mem. Irkçılık bir mem. Atasözleri birer mem. Memler Dawkins'e göre evrimin yeni birimi. Mem de gen gibi, uygunsa nesilden nesile mutasyona da uğrayarak ve en uygun hale gelerek aktarılıyor. Oluşuyor, eğer uygunsa kalıcı oluyor, nesilden nesile aktarılıyor ve başarısı oranında seçilime ve mutasyona uprayarak gelişiyor.

Mem fikri, benim gibi biyolog olmayanların daha kolay anlayabileceği bir terim. Mem üzerinden düşünerek evrimi anlamak ise benim için çok daha kolay.

Genel kanı, toparlama
Ben bu kitabı okuyarak bilmediğim bir çok konuda dolduğumu hissettim. Doğru veya yanlış, zaten körü körüne hiç bir şeye inanmadığım için bu kitap en azından, bazı şeyleri daha net düşünebilmem için bana önayak oldu. Size de niye önayak olmasın?

Kitabı Türkçe olarak Tübitak yayınladı. Buradan satın alabilirsiniz.

Antalya Maceraları: Biz niye burada oturmuyoruz?

Bunu net olarak söylüyorum: Biz İstanbul'da oturan hepimiz gerçekten MANYAĞIZ.

İstanbul'da iş kuran, çalışan bizler manyağız. İstanbul'da ev almak için didinen bizler manyağız. İstanbul'un trafiğini çeken bizler manyağız. Onca göçü, yozlaşan toplumu çekmek zorunda kalan bizler manyağız. Çözüm olarak yurtdışına kaçmayı düşünenler de manyak. İstanbul'da korunaklı 4 duvar evlerinin içinde yaşamını geçirenlerde manyak. Niye? Örneklerle inceleyelim...

(Diyeceklerim senede 3-5 günlük Antalya Lara tarafında edindiğim tecrübelerle, ütopik bir tümevarımla anlatılacaktır, belki de gerçekle ilgisi yoktur ama olsun)

  • Burada, sıfır park sorunu var. Arabanızı, medeni kentlerde olduğu gibi gittiğiniz her yerin kendi müstakil park yerine bırakabiliyorsunuz.
  • Burada kış sert geçmiyor - 9 ay tişörtle dolaşabiliyorsunuz.
  • Burada, ezik büzük olmayan, nefis, şeritleri belli yollar var. Sürekli ışıklar var, hız yapamıyorsunuz, zaten yapma isteğiniz de yok.
  • Burada, deniz kıyısında (falezlerde) 20 kmye yakın sahil var. Sahile bakan evler var. Kilometrelerce uzunluğunda çimen parklar var. Parklar içinde spor yapmak için yerler var, 1-2 km de bir deniz kıyısında kafeler var.
  • Burada 10-15 km uzunluğunda sahile paralel yürüyüş ve koşu yolları var. Adım başı çöp kutuları var. Yürürken etrafa baktığınızda uçsuz bucaksız deniz var.
  • Burada her köşe başında masaj yaptırabileceğiniz salonlar, saunalar, havuzlar var.
  • Burada tüm markaların olduğu alışveriş merkezleri var. Teknosalar, Vatan bilgisayarlar var.
  • Burada da her yerde wireless var, ADSL var. Alt yapı sorunu yok.
  • Burada her bir kilometrede üst geçitler var - üst geçitlerin HEPSİ YÜRÜYEN MERDİVENLİ. Fantastik.
  • Burada binlerce balıkçı, kebappçı, çeşit çeşit restoranlar var. Hepsi turistik olduğundan maksimum kalitede.
  • Burada her evde güneş ısısından yararlana sistemle 24 saat sıcak su var.
  • Burada evlerin çoğu bahçeli, park yerli ve büyük. İstanbul'a oranla yarı veya 4te1 fiyatına.
E peki bu durumda biz hangi hasta akla hizmet İstanbul'dayız? Özellikle internet, teknoloji, reklam işi falan yapııyorsak, niye iş yerleri İstanbul'da? Internet, bilgisayar için iş yaparken bilgisayarın IPsinin İstanbul'dan veya Antalya'dan alınmış olmasının farkı mı oluyor?

Iron Man - he can do what an iron can

Fantastik bir Iron Man deneyimi yaşadım.

Öncelikle filme Antalya'da gittim. Dublaj seyrettim. Film bitti, Internet'te okuduğum üzere filmin sonundaki Samuel Jackson sahnesini beklemeye başladım. Herkes çıktı. Jenerik sırasında çart diye filmi bitirdiler.

Koşa koşa makina odasına gittim. Dedim ki, "yahu filmin sonunda sahne var, onu seretçem ben"

Adamlar "alla alla hakket mi ya" dediler. "Tamam, bekleyin" dediler. Bir süre tek başıma salonda bekledim. Jeneriği ileri sardılar. Sonra tüm sinema çalışanları benimle beraber salona doluştu. Ben içimden, "ulan ya sonunda sahne yoksa... sıçtım ben" dedim.

Herneyse, sahne varmış. Spoil etmeyeyim ama oldukça seyredilesi bir sahne. O yüzden gerekiyorsa siz de kkavga döğüş salonunuzdan ısrarla isteyiniz.

Filme gelelim: Iron Man, bu dönem Marvel'in yükselen değeri. Gerçek bir insana en çok benzeyen kahraman. İyi kalpli mi kötü kalpli mi belli değil, alıştığımız üzere pek çocukça da değil.
Filmi, bence iyi kotarmışlar ve orjinaline de oldukça yakın yapmışlar. Sadece Jarvis biraz güme gitmiş. Anncak yine de Jarvis için iyi bir karar olmuş çünkü esasında zengin milyonerin iyi kalpli uşağı konsepti biraz Batman'den araktır.

Kötü adam pek başarılı değil - yerine Mandrin olsa daha iyi olurmuş ama bennce yine de iyi bir başlangıç filmi olmuş, devamı daha iyi olabilir.

Gidiniz gönül rahatlığıyla seyrediniz. Sonunu beklemeyi unutmayınız.

MoDology Originals - Komplo Teorisi

Eski yazdıklarımı karıştırıyordum, 97 civarı orjinal MoDology blogunda aşağıdaki şekilde bir şey yazmışım, onu paylaştım.

Komplo Teorisi - Uzaylılar Dünyayı Ele Geçirmek İstiyor

+ Uzaylı aparatları I: Araba Alarmları
Gecenin köründe sebepsiz yere sürekli çalan araba alarmları, dünyayı ele geçirmek üzere uzaylılar tarafından gönderilmiş aparatlardır. Bu alarmlar sabah akşam iğrenç sesleriyle öterek insanlarımızı sinir sahibi yapıp, psikolojik dengeleriyle oynamakta ve insanlığı içten çökertmektedirler.

+ Mareşal Reha Muhtar ve Ekibi
Uzaylıların bize hissettirmeden dünyayı ele geçirmede kullandıkları diğer bir yöntem ise Reha Muhtar ve güruhunun sunduğu anlamsız haber bültenleri. Buradaki gizli amaç Türk insanının zaten ahım şahım olmayan zeka seviyelerini 0'ın altına düşürtmek. Reha Muhtar (ki kendisi bir uzaylıdır sanırım veya bir android olabilir) Türkiye'den önce Amerika'da uzun süreler başka bir isimde bu tarz programlar yapıp Amerikalı'ların zaten olmayan zekalarındaki ilerlemeyi tamaen durdurmayı başarmış ve uzaylı komününde mareşal olmaya hak kazanmıştır.

+ Servis Sektörü Projesi
Psikolojik savaşa sürüklenmiş olan insanlarımız, en büyük darbeleri servis sektöründeki uzaylılar tarafından alırlar. Bu savaş alanında, istenilen siparişleri alamayan, alınan siparişleri getiremeyen, hesabı hesaplayamayan, bahşiş almadan yaşayamayan uzaylı genetik mühendislerin hata sonuçu üretip dünyada kullanılır damgası yiyen klonları kullanırlar. En tehlikeli ve zarar verenleri ise eve pizza servislerinde kullanılanlarıdır. Yapılan araştırmalar dahilinde, pizza siparişlerinde verilen siparişlerin doğru getirilebilmesi matematik olarak imkansız olduğu saptanmıştır. Bazı lokantalarda ise sipariş verildikten sonra getirilmemesinden dolayı açlıktan ölen kibar insanlar, bu grubun sıcak savaş başarısıdır.

+ Araba Park Yerleri Muharebesi
İnsan ömrünün yemek içmek ve uyumak dışında, zamanının en önemli bölümlerinden biri arabalarını park etmek için yer aramakla geçmektedir. Bu, yüzyıllardır insanlığı aciz duruma getirmeye çalışan uzaylıların bir oyunudur. Tahminen, aramızda yaşayan izci olarak gönderilmiş uzaylı kesiminin kullandığı bir taktiktir; bir sürü araba sahibi olup bunları sabahın körlerinde insanların park etmek isteyebilecekleri her yere park ederler. Hem de insanlara daha fazla acı çektirmek için arka arkaya değil neredeyse iki araba arasına bir araba daha girebilecekmiş görünümünde park etmeye özen gösterirler. Böylece insanlar park yeri bulamazlar, bulsalarda park edemezler. Uzaylı İzci Başları, park etme başarısı gösterebilmiş araba sürücülerinden para istiyerek hınçlarını çıkarırlar. Gerginliği daima yüksek tutarlar.
Uzaylıların ileri gelenleri şirketler kurup, tüm dünya nüfusunun araba sahibi olması için kampanyalar düzenlemektedir, böylece acı çeken insan sayısını maksimuma çekme planları vardır.

+ Duygu Sömürü Droidleri
Rahat yüzü görmemesi ve böylece gelişmemesi istenen insanları günlük hayatta rahatsız edecek olan başka bir faktör gelişmiş duygu sömürü droidleridir. Bunlar selpak ve bilumum alınmaması gerekecek olan eşyaları agresif psikolojik satış yöntemleri kullanarak satarlar. Buradaki amaç kesinlikle bunları satabilmek değildir! Amaç istemediğiniz bir malı almaya zorlanmak, almadan kurtulamamak, alıncada diğer droidlerin benden de al saldırılarına maruz kalmaktır. Araba seyrinde kullanılan gelişmiş modellerden kaçmak neredeyse imkansızdır. Bunlar boş anınızda birden camdan korku filmi efektiyle fırlarlar. Kalem falan satarlar ki araba seyrinde kalem alma isteği diye bir durum yoktur. Bazıları çamura özenle batırılmış bezlerle size sormadan direk olarak camınızı silerler, temiz camınız kirlenir. Üzerine para da isterler. Bunlardan kurtuluş ümidi HİÇ yoktur. Hem arabanız kirlenir, hem para verirsiniz. Geçtiğimiz yıl bu uzaylı droid bölüğü en başarılı savaş timi seçilmiştir.

+ Microsoft Karargahı
Uzaylıların gelişen teknolojiyle (ki teknoloji onların elindedir, kendilerinde yüzyıllar önce keşvedilip, Ar-ge'lerinden geçememiş arızalı aparat ve teoremleri bizim üzerimizde kullanmaktadırlar) insanları kendilerine esir etmek için Microsoft'u kurmuşlardır. Bu firma dünya bilişim sektörünün ele geçirmiş ve daha sonra temelinde bir virüs olan programların içine işletim sistemi ekleyerek piyasalara sürmüşlerdir. Hedeflenen, bilgisayar başındaki insanların her an stres altında olmalarını sağlamaktadır.

+ Tatil Beldeleri Ele Geçirme Timi
Stresten kaçmanın yollarını arayan insanların tatile çıkmalarını engelleyemedikten sonra (ki fiyatları yükseltip en azından bir kesiminkini engelleyebilmişlerdir), dinlenip kendilerine gelme olasılığı olan insanların bu lüksünü ellerinden almak için kurulmuş bir timdir. Amaçları, tatil beldelerine gidip, üst üste alt alta siteler yapıp, denizin gözükme olasılığını engellemek, insanları belirli yerlerde kalabalık tutup bunaltmak, sürekli disko gibi yerler açarak dinlenmemelerini sağlamak, denize girenler için büyük gizli gemilerle denizlere çöp boşaltarak sağlıksız hale getirmektir.

+ İş ve Para Kısır Döngü Makinesi
Uzaylıların en büyük icadıdır. İyi yaşamak için çalışılır ve para kazanılır, para kazanmak için sürekli çalışıldığından iyi yaşanamaz. Bu böyle döner. İnsanlar sanah kalkar işe gider, işte yorulur eve gider yatar uyur işe giderler. Böylece rahatı huzuru tam olarak yakalayamazlar, diğer destek unusurlarıyla beraber sonunda patlama noktasına gelirler taa ki:

UZAYLILARIN MEGA PLANI
Yaratılan bu stres ve rahatsızlık, psikolojik çöküntü sonucunda insanların birden bire patlamasını amaçlamaktadır. Birden bire patlayarak yok olacak insan ırkının yerine kendileri yerleşecektirler...

Wii Fit - Karmaşık Duygular İçindeyim!

Gittim, her manyak gibi ben de bir Wii Fit aldım.

Bilenler bu paragrafı atlasın - Wii Fit, Nintendo'nun nefis Wii cihazı için tasarladığı bir "balans tahtası". Şekilde de gördüğünüz gibi, step cihazına benziyor. Hedefi, oyun oynamaktan patatese dönmüş bünyelerimizi sağlıklı hale getirmek. Bunu Wii'ye bağlıyorsunuz, üzerine çıkıyorsunuz ve "oynuyorsunuz".

Ulan bunun nesi oyun be! Terden ölüyorum ben. Egzersiz yapmadan yıllarını geçirmiş bünyeye "oyun" adı altında spor yaptırdınız siz be!

Efendim, Wii Fit'in o beyaz masum haline bakmayın. Oyun oynayarak büyümüş bir herife bunu verin. Oyunlarda hedef, skor yapmak, tüm bölümleri başarıyla bitimektir. Bu felsefeyle bu herif, Wii Fit'te karşısına çıkan egzerzileri bi güzel oyun sansın. Skor yapmaya çalışsın. Beceremeyince tekrar denesin. Her açık egzersizi ilk seferde kapmaya, yapmaya çalışsın.

Wii Fit de çatırmadan, bu şahsa şınav çektirsin, koşu yaptırsın, yoga yaptırsın.

Ulan, 1 saat 30 dakika üzerinde kaldım be! En sonunda cihaz, bu kadar egzersiz yapmak ilk günden sağlıklı değil git su iç falan dedi. Olur mu! Tamamlamadığım 3-5 egzersiz kalmıştı. Onları da yapmalıydım, oyunu tamamlamalıydım.

Bir de, bazı egzersizleri beceremeyince bana basbaya patates falan dedi pis cihaz. Ulan, yenerim ben seni be. Oynadığım her oyunu bitirdim ben. Her gün mü istiyosun? Tüm skorlarım %100 olana kadar rahat yok bana wifit.

Hayır, bir de üzerinde geçirdiğim her 10 dakika için utanmıyor yeni egzersizler açıyor. 40 tane mi ne varmış. Yarısı açtım ben onların ilk seferde. Ama hepsine giremedim, gücüm yetmedi. Yarın yapıcam inşallah.

Neyse, sakinleşelim. Efenim, kısaca, sakın almayın bu cihazı. Görünce kaçın.

Manyaklar İçin Tedavi - Incredible Hulk!


Sevilen dizimiz Manyaklar İçin Tedavi'nin bu bölümünde sizi inanılmaz yeşil dev Hulk'a dönüştürecek "-meli, -malı" cümlelerinden bahsedeceğiz.

"Şunu yap-malıyım"
"Vaktinde gel-meli"
"Bana saygı göster-meli"
"İyileş-meliyim"
"Zayıfla-malıyım"
"Zengin ol-malıyım"

İşte bu sonu -meli ve -malı ile biten kurduğunuz tüm cümleler sizi yeşil bir deve dönüştürecektir.

O yüzden koyverin gitsin.

Bakınız, mekanizma esasında şöyle işler (istesek de istemesek de):

  • Kendinizi motive etmek veya rahat/haklı hissetmek için -meli, -malı cümlesi kurarsınız.
  • Bu fikirler sizde baskı yaratır.
  • Baskı arttıkça ve -meli -malı gerçekleşmedikçe öfkelenirsiniz.
  • Aksine (rejim yap-malıyım) kendinize inat, ilgisiz ve isteksiz kalırsınız.
Bu yeter mi? Hayııır. Eğer başka insanları da kapsayan -meli -malı'lara başlarsanız ki kesin başlamışsınızdır, daha manyarsınız. Görelim:

- Geç kal-mamalıydı!
- Düşüncesiz ol-mamalı!
- Bu kolay işi becer-meli!

Aha, işte şimdi şuna başladınız; insanların performanslarını kendi manyak kriterlerinizle değerlendirdiniz! Yani, başklarını azarlamaya eğilimli ve ona buna kızan biri oluverdiniz.

Aferim, isterseniz, o büyük yeşil dev ellerinizle başkalarını gırtlaklayın ki sizin -meli -malı'larınızı yapsınlar.

Çözüm nedir?

Kendiniz ve başkaları hakkındaki beklentilerinizi düşürün. En azından gerçeklerle uyumlu hale getirin.

Evet belki rejim yapmalısınız ama, buna mecbur değilsiniz! Kendinizi zorlamayın, istediğiniz için rejim yapın yapmak zorunda olduğunuz için değil!

Rahat ol-malısınız!

Dizi Eleştiri: Fallen "Melekler ve melezler"

2007 yılında yayınlanmış kısa bir dizi bu, 6 bölüm. Digiturk'de, Internet'te, iTunes'da bulunabiliyor.

Beni tanıyanlar, her ne kadar maksimum inançsız olsam da, sürekli bu konularda gevelediğimi bilirler. Fikir olarak, melek olsun şeytan olsun, öte dünya olsun, efsaneler, kahinler, cinler periler kahinler vampirler goblinler büyüler fallar çocukluğumdan beri ilgi alanımdadır.

Rastlantısal olarak Fallen dizisiyle karşılaşınca direkt seyrettim tabii. Yine daha önce binlerce benzerini gördüğümüz - düşen melekler ve bu meleklerin insanlarla çiftleşmelerinden doğan yarı melek melez nephilimler dizimizin konusu. Olmazsa olmaz bir kehanetimiz de var: "Bir gün bir nephilim doğacak ona affedici diyeceğiz ve o, tüm düşen melekleri affederek tekrar cennete yollayacak"

Dizi, bu "affedici" Nephilim, onun kimlik bunalımları, gençlik buhranları, düşen melekler ve tabii ki şeytan, iyinin kötünün sorgusu, alev kılıçları, kanatlı meleklerin oradan oraya uçuşu, iyi bildiğimiz meleklerin bu melezleri öldürmeye ant içmeleri ile sürüp gidiyor. Angel & Buffy'den boşalan doğaüstü aksiyon açlığımızı bi nebze olsun dolduruyor.

Sizde oturmuş; Heroes, Lost, Galactica izliyorsanız, Buffy & Angel'i hatmetmişseniz, burun kıvırarakda olsa Smallville'e göz gezdiriyorsanız 5-6 bölüm bunu da seyrediverin. Ha illa değerli vaktimi vasat şeylerle doldurmam diyorsanız kısa dizi olarak gidin Lost Room seyredin, o sizi daha mutlu eder.

Merakınız kabarırsa daha detaylı bilgi Wiki'den

Film Eleştiri: Vantage Point "Kitap gibi film"

Çizgi romanlarda "crossover" denen bir anlatım tarzı vardır. Firmalar, sadece 1 ana karakterle yetinmeyip, öylesine büyük bir hikaye hazırlarlar ki, o yayınevinin neredeyse tüm kahramanları aynı hikayede rol alır. Ancak, bu hikayeyi takip ettiğiniz karakterin kendi kitabından, onun bakış açısıyla okursunuz. Böylece, büyük hikaye bir çok kahramanın gözünden, çoğu zaman aynı olaylar tekrarlanarak bile olsa anlatılır. Tüm hikayeyi anlamak için ve tam zevki almak için, her kahramanın kitabını okumak gereklidir. (Evet! Firmalar bunu satış arttırmak için yaparlar)

Vantage Point; benzer bir tekniği kullanan dahiyane, MÜTHİŞ bir film.

Amerikan başkanına yapılan bir suikast girişimini anlatıyor. Bu bilindik ve binlerce kere filmlere konu olmuş hikaye, bir düzine enfes oyuncuyla - crossover benzeri bir teknikle işleniyor.

Her kahramanın bakış açısıyla, hikaye netlik kazanıyor ve en sonunda teroristlerin bakış açısıyla ve tüm kahramanların yer aldığı bir finalle sonlanıyor. Son derece standart, son derece klişe, son derece rutin böylesine bir filmi - sadece anlatış şeklinin başarısıyla zevkten kudurarak izliyorsunuz.

Bugüne kadar film ve kitapları karşılaştırırken filmlerde olamayan 2 teknik sebebiyle kitapları üstün tutardım:

  1. Bakış açısı. Kitap sadece bir veya bölümlerde değişmek suretiyle birden fazla kişinin bakış açısıyla yazılabilir. Bakış açısı kimdeyse sadece onun gözlerinden görürsünüz, dünyayı onun algıladığı gibi algılarsınız ve sadece onun bilebildiklerini bilirsiniz. Vantage Point bunu bir filmde yapmayı başarıyor.
  2. İç ses. Kitaplarda, kahraman düşüncelerini sizlerle paylaşır, iç sesiyle konuşur. Vantage Point, belli bir anda sadece 1 kişiye focus olarak, oyuncuların kabiliyetiyle bunu da başarıyor. Özellikle, zaten başlı başına süper bir oyuncu olan Forest Whitaker oyunculuğuyla çok güzel bir iç ses yaratıyor.
Vantage Point, sonu da başarılı olsa bence kült filmler arasına girmeye hak kazanacaktı. Film, sonunu beceremeyerek şansı ıskalıyor.

Bu filmi, ne yapıp edip seyredin. Siz de benim gibi, zaten temcit pilavı gibi tekrarlanan konulardan sıkıldıysanız, en azından farklı bir bakış açısına sahip bir filmle nefes alabilirsiniz.

DigiTurk'den Hala Nefret Ediyorum!

Daha önce de belirttiğim gibi Digiturk Plus sahibiyim. İlk haftalarda heyecanla HD content olacak diye abuk subuk, televizyon filmi olarak çekilen bir sürü korku/heyecan filmini kaydetmiştim. Bugün, yemek yerken bir tanesini seyretmek aklıma geldi.

Adı Forbidden Secrets. Çocukluğunda, sevgili annesinin teyzesini öldürüşüne ve hemen ertesinde havuzda kendini boğmaya kalkmasına şahit olmuş büyük göğüslü sarışın bir kadının boşanmasıyla açılıyor. Şaşırtıcı derece zevkli bir film. Sonunu merak da ettiriyor - gizemli çünkü.

Neyse efendim, sonunu HALA merak ediyorum.

Çünkü GERİZEKALI Digiturk KENDİ KANALINDA, KENDİ İNSİYATİFİYLE, REKLAMSIZ ve canlı yayın olmaksızın yayınladığı bu filmin zamanını YANLIŞ yazmış. Kendi aptal Digikutu'ları da, kayıt için etiketlenen bu filmi, gerçekdışı bir zamanda kayda başlamış ve bitirmiş.

Kısacası filmin son 15 dakikası YOK. Kaydedilmemiş.

IMDB dahil bir sürü siteye baktım, uyduruk bir film olduğu için tam özeti de yok. Evet efendim, hayatımın 1.5 saatini bir filme harcadım ve sonunu göremedim.

Digiturk, senden NEFRET ediyorum!!!!!